hayatıma dair

Just another WordPress.com weblog

HEP BİR YERLERE, BİR ŞEYLERE YETİŞME TELAŞINDASINIZ DEĞİL Mİ?

Bu yazıyı ve başlığı başka bir ustadan alıntı yaptım….

” Hiç vaktiniz yok, -Fast live-, -Fast music-, -Fast love-, …..

Dikte ettirilen -Yüksek değerler-, -in-ler, -out- lar,…

Buna benzer bir odada , şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi……

Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!

Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?

Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?…..

İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?

Sarılmak için hangi tuşlara basmak gerekir?….

Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını.

Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?….

Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?….

Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?”

MÜŞFİK KENTER

Üstad ne güzel anlatmış, ne güzel tasfirlemiş üstüne söyleyecek hiç bir kelime bırakmamış önünde eğilen dallar olmaktan başka….



21 Eyl 2010 Posted by | hayatıma dair yazılar | , , , , , , , , , | Yorum yapın

kuzu

bir kuzum var baktığı zaman bütün zamanı durduran,  o kadar güzel ki kelimelere dökemen görmen gerek, ama gözlerin kamaşmasın diye güneş gözlüğü de takman gerek. ben prenses koydum adını onun ama yağmurun altında damla damla cansuyu gibi bir prenses.

her saniye yanımda olsun diyebileceğim tek kuzum o, gördüğünde anlarsın zaten onun asaletini, bakışlarından ve duruşundan, o zaman sorarsın tanrıya neden neden bu kadar güzel ve zeki diye, cennet nerede? kuzunun gözlerinde.

sevmek kadar güzel bir şey var mı ve aramak sevgiyi kuzunun gözlerinde………

08 Şub 2010 Posted by | hayatıma dair yazılar | , , , , , | Yorum yapın

DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM

Bir rüya gördüm dün gece, eski aşklarımla buluştum yıldız parkının girişinde,

Hepsi gelmişti bütün işlerini bırakıp, bazıları ağlamaktan kızarmış gözleriyle baktılar bana, bazıları ellerinde bulaşık eldivenleriyle geldi. Neden daha Önce görüşmedik diyenlerde oldu, senden nefret ediyorum diyip tokat atanda ama sonra ağlayarak boynuma sarılanlarda,

Bir rüya gördüm dün gece, bulutların üstünde bir çilingir sofrası, sağımda başka bulut üstünde meyhane müzisyenleri, çalınan eski nağmelere karşı kadeh kaldırdım. Bir tek sen yoktun yanımda sana da kaldırdım bir kadeh, garson geldi başka bir bulutla birkaç meze ve yeni bir şişeyle açtım o şişeyi de içimde bir buruk hüzünle,

Bir rüya gördüm dün gece, beraber sarılıp yatmışız yine, tek farkı diğer gecelere göre, sen başkasıyla yaşadığın bir evde benim yanımda yatıyorsun, başkasına sarılıp yattığın yatakta bana sarılıyorsun, evi gezdim hepsi senin eşyan her eşyada benim de tozlanmış anılarım, içim bir buruk sarılıyorum sana bitmesin bu rüya ama bitecek biliyorum, yoksun yıllardır yanımda.

30 Ağu 2009 Posted by | hayatıma dair yazılar | , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

YALNIZLIK 1

EVDE OTURMUŞ DÜŞÜNÜYORDUM NEDEN BU KADAR YANNIZIM DİYE, Bİ SİĞARA YAKTIM ÜFLEDİM DUMANINI ODANIN TAM ORTASINA , BİR ŞEKİL HAYAL ETTİM O DUMANI BİR DOST, BİR ARKADAŞ OLMADI AMA SAVRULUP GİTTİ AÇIK PENCEREDEN GELEN RÜZGARLA,

BİR AN DÜŞÜNDÜM SİĞARAMDAM UZUN BİR FIRT ÇEKMEDEN ÖNCE SANİYENİN ONDA BİRİ KADAR BİR SÜREDE, NE KADAR ZAMANDIR YANNIZIM DİYE,

KAPINI ZİLİ ÇALDI BİRDEN HAYALLERİMDEN UYANDIM ANİDEN, SİĞARAMI SÖNDÜRDÜM KISA AMA BÜYÜK ADIMLARLA KAPIYA DOĞRU YÜRÜDÜM. KAPIYI AÇTIM YAVAŞCA BİR ÇOCUK ÇIKTI KARŞIMA

ÇOCUK NEDEN BU KADAR GEÇ AÇTIN KAPAIYI BAKIŞI FIRLATTI ANİDEN ÇAMURLU AYAKKABILARINI BİR KÖŞEYE FIRLATIP İÇERİ GİRDİ BEN ONA KİMSİN DİYE SORMA  FIRSATI VERMEDEN.

GİTTİ BANYOYA ELİNİ YÜZÜNÜ YIKADI GELDİ TELEVİZYONUN KARŞISINA OTURDU. BEN DİKKATLİCE İZLİYORDUM BU GENÇ AMA CESUR ÇOCUĞU, SANKİ ODADA YOKMUŞUM GİBİ DAVRANIYORDU, BİR AN AFALLADIM BU ÇOCUĞU TANIYORDUM AMA ÇIKARAMIYORDUM.

KORKTUM YANLIŞ BİR CÜMLE KURARAK ÇOCUĞU KORKUTMAKTAN  AÇMISIN DİYE SORDUM. HAYIR MANASINDA BAŞINI SALLADI.

TELEVİZYON KANALLARINI GEZERKEN ŞİRİNLERE RASLADI VE İZLEMEYE BAŞLADI.

ŞİRİNLERİ BENDE ÇOK SEVERDİM HİÇ KAÇIRMAZ İZLERDİM ÇOCUKKEN YÜZÜMDE KÜÇÜK BİR TEBESSÜM BELİRDİ.

KİMDİ BU ÇOCUK ACABA KOMŞULARDAN BİRİNİN OĞLUMUYDU AMA BENİM KOMŞULARIMI TANIMADIĞIM AKLIMA GELDİ, ENSON KOMŞULARDAN BİRİ KAPIMI ÇALDIĞINDAN BERİ ÇOK ZAMAN GEÇMİŞTİ. O DA YANLIŞLIKLA BASMIŞTI ZATEN ZİLİME..

ÇOCUK KAHKAHA PATLATTI ŞİRİNLERDE Kİ GARGAMELİN DÜŞTÜĞÜ KOMİK DURUMU GÖRÜNCE BU GÜLÜŞ HİÇ TE YABANCI DEĞİLDİ AMA KİM Dİ BU ÇOCUK VE NEDEN BENİM EVİME GELMİŞTİ.

DEVAM EDECEK

23 Ağu 2009 Posted by | hayatıma dair yazılar | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

true blood (gerçek kan)

bir köşe yazısında gördüm ilk önce sonra merakımı cezbetti ilk sezeno bir çırpıda izledim. hayatımızdaki bütün fantazi varlıklar bu dizide vampirlerden şekildeğiştirenlere kurt adamlardan değişik yaratıklara kadar ne ararsan var. izlenme rekorları kıran bu dizi diğer vampir filmlerinden ve dizilerinden ayıran tek nokta vampirlerle insanların aynı ortamda geçmesi şahsen ben senaryoyu beğendim ama kafamdada bir soru işareti.

vampirlerle yaşamak, kurt adamla sevişmek ,şekildeğiştirenle akşam yemeği ne kadar doğal olabilir ki…..

bir kitaptan uyarlanan “true blood”  yapay kan içen vampirleri hem acındırıyor hemde   korkutuyor ana teması vampirle bir insanın aşkını anlatan bu dizide her şeyi bulmak mümkün,

lost,herose, x men gibi fantastik dizilerle başlayan bu furya  daha sonra moonligt gibi vampir dizileriyle devam etti son olarak da true blood la izleyicileri yeni bir hayata mı alıştırmak istiyorlar yoksa senaryo için konu mu kalmadı artık bilemem ama umarım bu dizide lost gibi çok saçmalamaya başlamaz….

13 Ağu 2009 Posted by | hayatıma dair yazılar | Yorum yapın

ÖLÜLER DÜNYASI VE BİZİM DÜNYAMIZ

Her geçen gün birileri bu yaşadığımız dünyadan ayrılıyor. Kimi büyük bir devlet adamı, kimileri emekli, bazen sevdiğimiz bir sanatçıyı kaybederiz bazen de evcil hayvanımızı. Bu dünyadan giden bütün sevdiğimiz dostlarımız, ağabeylerimiz, yakınlarımız için göz yaşı dökeriz. En fazla 1 hafta ağlarız gidenlerin arkasından ve sadece aklımıza getirmek istediğimizde hatırlarız bir resme bakarken mesela… Etrafımızda ne çınarlar yitip gidiyor ve bazen farkına bile varamıyoruz. Her geçen saniyede yüzlerce aileden feryatlar kopuyor dünyada ama kulaklarımızı tıkıyoruz.
Son yolculuğuna uğurladığımızda, görevimizi yapmış olmanın verdiği huzurla evlerimize dönüyoruz ve bir daha açmamak üzere bir defteri kapatıyoruz. Yeni bir tanesi konuyor önümüze ve biz ona yazmaya devam ediyoruz. İyisiyle kötüsüyle mutlaka hatıralarda bir şeyler kalıyor ve diyoruz ki “o bunu başardı” ya da “o bize bu eseri kazandırdı”. Bu cümleleri söylediğimizde içimize bir buruk kıskançlık dalgası giriyor neden o bunu yaptı da ben yapmadım diye. “O heykel benim heykelim olabilirdi.”, “Yüz yıllar boyunca insanlar heykele bakıp benden konuşa bilirdi.” ya da “Neden o neden ben değilim?”
Neden o?
Çok basit bir cevabı var bu sorunun. Çünkü o öldü. Sen hala yaşıyorsun. Bir kitap yazabilecek kadar ömrün var hala. Birisine bir iyilik yapacak kadar nefesin var. O olamamanın sebebi; o arkasında insanlığa bir sürü armağan bıraktı. Ya sen?
Sen ne yaptın insanlık için? Senden sonra gelecek nesil için hangi taşın altına elini soktun da, şimdi gelmiş “Neden o?” diye soruyorsun?
Bir gün yolumuz mutlaka ölüler diyarına düşecek. Bundan şüphemiz yok ama biliyorum ki o diyara gidene kadar bizler bu dünyada yaşıyoruz ve çekip gittiğimizde kendimizden bir parça bir şey bırakırız. Belki bi’ kitap, belki bi’ film, belki bi’ şarkı, bir şiir, bir dize…
Bizler tarihin derinliklerinde kaybolmuş, diğerlerinden çok ama çok uzakta bu dünyada bıraktıklarımızla yaşıyor olacağız.

s.e

05 Ağu 2009 Posted by | Kategorilenmemiş | , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

bulutların bencilliği

Bulutlar kadar bencil bir varlık var mı? Dünya da?

Hayatın ışıklarını hep kendilerine ayıran bulutlar kadar… Gündüz güneşin, gece ay’ın parıltılarını hep yukarılar da, kendileri yaşıyorlar. Biz ise ancak onların süzgecinden geçmiş, onlar izin verdiği ölçüde, gri bir aydınlıkla
İdare etmek zorundayız. Renkleri olmadıkları gibi kirli ve sönük yaşamamıza neden oluyor o bencil bulutlar. Hatta bazen bencilliğin dozunu abartıp, günün en güzel, en pırıltılı saatlerinde, kasvet türküleri söyleyen, siyahlar içinde, bir Azrail gibi dikiliyorlar başımızda. Geceleri en sevdiğimizle paylaşmak istediğimiz mehtabın bütün ışıltısını kendilerine saklıyorlar. “Bana ne! Hepsi benim” diyen şımarık bir çocuk gibi, beni, sevdiğimi ve ışığını dalgalarla selamlayan denizi mahrum bırakıyorlar Ay’ın o anlatılmaz büyüsünden.

Bulutlar kadar bencil varlıklar var mı dünya da?

Bulutlar : hayatın parlak ışıklarını bizden çalan bencil hırsızlar.

05 Ağu 2009 Posted by | Kategorilenmemiş | , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

yarın hiç gelmiyor (eski yazı 3)

Yarın hiç gelmiyor. Her merhaba diye karşıladığım gün aslında dün yaşayıp bitirdiğim gün. Yarın hiç olmuyor. Aynı şeyleri yaşıyorum her gün, yarın hiç olmuyor. Çünkü yarın ben seninle olacağımı düşünüyorum ve hiçbir yeni doğan güne gözlerin renk katmıyor. Demek ki tanrım… Demek ki yarın hiç olmuyor…

Taze aşklar aradım, taze aşklar yaşadım. Bir çok umutsuz fırtınama liman aradım. Yeni yarınlar yaratmak istedim; belki de bu günü sonlandıra bilecek yeni sesler aradım içimde yankılanacak, ama hepsi içimdeki doldurulmaz boşlukta yok olup gitti. Ama gün bitti, gece bitmiyor. Ve inan sevgili yarın hiç olmuyor.

Yoruldum, acıktığımı hissettikçe bir sigaranın ateşinde yandım. Gündüzleri gün ışığından yoksun çalıştım, geceleri dolaştım. Karanlıktan, karanlığın siyahından başka rengi yaşamadım. Bekledim karanlık biter, dudaklarım dudaklarında huzur bulur diye. Ama hayaller gerçekleşmiyor. Günler geçiyor yarın hiç olmuyor.

Seni görüyor gibiyim. Karanlığın arasından… yazdıklarımı okuyorsun. Gözlerinde alaycı o bakış, sonra bana bakıyorsun. Gözlerinde öldüğümü görüp başını çeviriyorsun. Okumaya devam ediyorsun. Hayallerimle eğleniyorsun. Ciddiye almıyorsun. Seni görüyor gibiyim ve hemen telefona sarılıyorum. Yeni limanları anlatıyorum. Sesin…sesin, liman tadında ekşilikle buruşmuş bir surat ifadesi yansıtıyor. Kalbim anlamını anlamadığım bir zafer sevinci yaşıyor. Tohumlar filizleniyor. Ufuk kızıllaşıyor. Kuş sesleri duyuyorum. Günün ilk otobüsleri geçiyor. Ama… inan ki sevdiğim yarın hiç olmuyor…

Ben hala bu günü yaşıyorum.
İçimde yarın döneceğinin umudu,
Yanımda olacak olmanın huzuru,
Ama bir yanda da kasvet var.
Bu kalp hala bu günü yaşıyor,
Ve yarın hiç olmuyor.

30. 11.2007

05 Ağu 2009 Posted by | Kategorilenmemiş | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

fastfood aşklara dair. (eski bir yazım 2)

Herkes âşık olmuştur hayatının bir döneminde, sevmiştir veya sevilmiştir. Sevdiğini söylemiş ama reddedilmiştir. Hemen başkasını sevmiştir o da. Nedendir bilinmez ama sevmek bizim için dünyanın en basit düşüncesidir. Karşısındakinin onu sevmediğini anladığı anda onu unutur ve yeniden aşık olur başka birine, dün hayatını yoluna serdiği, ateşler içinde yandığı, onu gördüğünde kalbinin fırladığını hisseden o değildir çünkü reddedilmiştir ve onu reddetmeyecek başka biri mutlaka vardır kim mi? Şu bir dakika önce gördüğü kişi

İnsanoğlunun hangi huyundandır bilinmez bir dakikada âşık olup bir dakikada unutulabilirsiniz sevdiğinizi. Bir gün senden hoşlanıyordur öbürsü gün başkasından hoşlanır ama merak etme bir iki güne kalmaz yine senden hoşlanacaktır.

Etrafınıza bir bakın, kimin eli kimin cebinde belli değil, en uzun ilişki 3 hafta bile sürmüyor. Bir hafta başkasıyla gelen haftaya aynı kişiyle aynı mekâna giderse rezil olabilirim diye hemen başka birini buluyor. Bar taburesi üzerinde oturan bir erkek iki bayanın duruşuna bir göz atalım erkek kızların ortasında oturuyor iki elide kızların birer arka cebinde kızların birer elide erkeğin pantolonun arka cebinde buyurun buradan yakın….

Bütün gece boyunca ortamda birini kesiyorsunuz o da size karşı boş değil farkındasınız gülücükler atıyor, size bakıyor, hatta bir ara sizle dans bile etti kesinlikle sizden hoşlanıyor. Tam o sırada bir arkadaşınızla konuşmaya başlıyor sorun değil arkadaşınız evli ondan zarar gelmez diyorsunuz aradan beş dakika sonra arkadaşınız gelip “yahu acilen eve ihtiyacım var” diyor “evinin anahtarını versene !”……buyurun buradan yakın……..

Ne kadar iğrençleştik biz ya; arkadaşının sevgilisini ayartan mı dersin, sevgilisine hastayım evde yatıyorum deyip sabahlara kadar av peşinde olanlar mı, bir gece önce tanıştığı ve beraber olduğu insanı ertesi gün başka arkadaşına ayarlamaya kalkan mı,

Ne sevmeyi nede âşık olmayı bilen bir toplumuz artık. Nerede eskisi gibi kara sevdalar nerede -Ferhat ile Şirinler- fastfoodlaşmak bu olsa gerek galiba hızlı tüketmek lazım her şeyi aşkı da sevmeyi de ne kadar çabuk tüketirsek o kadar puan yazılıyor ya hanemize helal olsun be ne gönlü bol bir milletiz.

Bizler ne istediğimizi bilemeyen, her şeyi çok hızlı öğrenip, hayatımıza aynı hızla adapte eden fastfood insanları olarak sanırım bazen yanlış olabileceğini bildiğimiz değerleri de bu adaptasyona uydurduğumuzda maalesef geri dönüşü mümkün olmayan hatalar yapıyoruz. Bu hataları telafi etmek için yalanlar yalanları doğuruyor elimizdeki değerleri de bu yalanlar ve fastfood yozlaşması elimizden alıyor biz farkında olsak da olma sakta.

Sigaraydı son arzusu, zaten son arzusuna getiren sigaraydı.

NOT: yazılı olan örnekler birebir yaşanmamıştır. Gözlemlere dayalıdır. Örnekler her iki cins içinde geçerlidir. Ayrıca bu hale gelmemizde ki en büyük etkene yani bayanlara teşekkürler.

30.11.2007

05 Ağu 2009 Posted by | Kategorilenmemiş | , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

yağmurla gelen su perisi (eski bir yazım)

Yağmur güzeldir bu mevsimde. O kendine has kokusuna, yeni yeni açan bahar çiçeklerinin ve huzur dolu toprağın kokusunu ekleyip başlar insanları büyülemeye. Yağmur güzeldir bu mevsimde. Dalgalar bile dingin dingin serilir su yüzeyine. Sahil kenarında, hala tek bir şemsiyeyi paylaşan ihtiyar sevgililer.. Yıllara meydan okumuşçasına … Ya da bir apartmanın kapısının eşiğinde bir birine sarılmış genç bir çift… Düşen damlaları izleyip, aynı ıslaklığı dudaklarında yaşayan …. Yağmur güzeldir bu mevsimde ve bu mevsim de yağmur güzellikler getirir peşi sıra …. Su perileri mesela, çok az insan görebilir onları, ancak ıslanmaktan korkmayan ruhlarını bulutların altında yıkayanlar görür su perilerini. Islak saçları, dünyayı aydınlatan gülüşü, dudağından sarkan yağmur damlası, melekleri kıskandıran sesi ile yağmurun bir lütfü gibi durur öyle karşısında. Sen de onlardan biriydin işte. Yağmurla gelen bir su perisiydin. Nereden ve neyle geldiğini bilmiyorum ama geldin bir kere ve de hoş geldin. Habersiz geldin ama gitmene izin veremem su perisi. Ufak bir çocuğun elinden en çok sevdiği oyuncağını almazsın dimi? O zaman gitme su perisi, kal benimle. Elimi tut, gözüme bak, içimde ki hasrete vuslat ol, dudaklarımı ıslat ve izin ver, izin ver seveyim seni. Senin beni sevmeni istediğim gibi…

Gel su perisi sahildeki ihtiyar çift gibi sonsuz olalım. Ve her yağmur yağışında bir kapının eşiğinde paylaşalım birbirimizi.

Gel su perisi gel…….

05 Ağu 2009 Posted by | Kategorilenmemiş | , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.